26 Mayıs 2010 Çarşamba

Sakın Terk-i Edepten !



Nâbî: “Nâ” ve “bî” menfî (olumsuzluk) eklerini birleştirerek kendisine isim yapacak kadar mütevâzı’ olan meşhur, Dîvân Edebiyâtı şâiri Yusuf Nâbî, 1678 yılında ekseriyeti Osmanlı Devlet adamlarından müteşekkil Hacc kâfilesiyle birlikte yola çıkar. Ve başından şu tarihi şiirinin kıssası ortaya çıkar.

Kâfile Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’i ziyâret etmek için Medîne-i Münevvere’ye yönelir. Kâfilenin şehre yaklaştığı bir gecede son defa mola verilir. Kâfiledekiler kısa bir süre içinde yorgunluktan uykuya dalarlar. Gözüne günlerdir uyku girmeyen Peygamber âşığı Nâbî ise o gece de uyumamaktadır. Gözleri yaşlı, Mescid-i Nebevî’ye kavuşacağı ânı beklemektedir. Rasûlullah Efendimiz’e bu kadar yakın olmanın hazzı sebebiyle de yerinde duramayıp gezerken gözüne birisi takılır. Yüksek rütbeli devlet me’murlarından biri ayağını o yöne doğru uzatmış bir hâlde uyumaktadır. O anda bu zâtı uyaracak ve uyandıracak tarzda şu mübârek mısraları söylemeye başlar.

“Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-i Hüdâdır bu
Nazargâh-ı ilâhîdir makâm-ı Mustafâdır bu.
Habîb-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazîlette
Tefevvuk-kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu.

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil
Amâdan açdı mevcûdât dü çeşmin, tûtiyâdır bu.
Felekde mâh-ı nev bâbüsselâmın sineçâkidir,
Bunun kandili cevzâ matla-i nûr-i ziyâdır bu.
Mürâ’ât-ı edeb şartıyle gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı kudsiyândır bûsegâh-ı enbiyâdır bu”

Mânâsı: Edebi terketmekten sakın; Burası Allâhü Teâlâ’nın Habibi’nin yeridir.
Burası Allâhü Teâlâ’nın nazar ettiği, Mustafâ (s.a.v.)’nın makâmıdır.

Habîb-i Kibriyâ’nın yeridir ki; Fazilette üstünlük bakımından Allâhü Teâlâ’nın arşının üstündedir.
Bu mübârek toprağın parlaklığından yokluk karanlıkları sona erdi.

Yaratılmışlar iki gözünü körlükten açtı,
Zîrâ burası kör gözlere şifâ veren bir sürme gibidir.

Gökyüzündeki hilal onun kapısının yüreği yaralı âşığıdır.
O gökyüzündeki hilâle ışığının nûrundan veren kandildir.

Ey Nâbî! bu dergâha edebin şartlarına riâyet ederek gir.
Zîrâ burası meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin hürmetle öptüğü tavaf yeridir.”

Bu mısraları işiten o zât hemen ayaklarını toplayarak doğrulur ve:

— “Ne zaman yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu?” diye sorar. Yusuf Nâbî de:

— “Daha önceden hiç söylememiştim. Şu anda sizi bu halde uzanmış görünce elimde olmayarak yüksek sesle söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok.” der. Bu sözler üzerine rahat bir nefes alan zât:

— “Mâdem ki bu şiiri burada söyledin, burada kalsın. İkimizden başkası duyarsa, senin için iyi olmaz.” diye îkâz eder. Ancak takdîr-i ilâhî bu zâtın istediği şekilde olmamıştır.

Kâfile, sabah namazı vakti Medîne-i Münevvere’ye ulaşır. Onlar Mescid-i Nebevî’ye girerken müezzinler Ezân-ı Muhammedî’den evvel Nâbî’nin:

“Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-i Hudâdır bu;

Nazargâh-ı İlâhîdir makâm-ı Mustafâdır bu” mısralarıyla başlayan naatını okuyorlardır. Nâbî hayretler içindedir. Birkaç saat önce çölün ortasında okuduğu bu şiiri, şimdi Mescid-i Nebevî müezzinlerinin yanık seslerinden dinlemektedir. Sabah namazını edâ ettikten sonra o yüksek rütbeli me’murla birlikte müezzinlerin yanına gider. Ve müezzinlerden birine:

— “Allâh aşkına Peygamber aşkına ne olursun söyle, Ezandan önce okuduğun naatı kimden, nereden ve nasıl öğrendin?” diye sorar. Müezzin de büyük bir heyecan içinde:

— “Resûl-i Ekrem Efendimiz bu gece Mescid-i Nebevî’deki bütün müezzinlerin rüyâsını şereflendirerek: “Ümmetimden Nâbî isimli biri beni ziyârete geliyor. Bana olan aşkı herşeyin üstündedir. Bugün sabah ezânından önce, onun benim için söylediği bu şiiri okuyarak Medîne’ye girişini kutlayın.” buyurdular. Biz de Rasûlullah Efendimiz’in emirlerini yerine getirdik” der. Kulaklarına inanamayan Nâbî gözyaşları içinde müezzine:

— Sahiden ümmetimden mi dedi? diye sorar ve:

— Evet, cevâbını alınca düşüp bayılır.

Kaynak: http://www.incemeseleler.com/tarihi-meseleler/1545-sakin-terki-edepten-.html

13 Mayıs 2010 Perşembe

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

Necip Fazıl Kısakürek

6 Mayıs 2010 Perşembe

Çok dokundu :(

Gazeteleri incelerken bugün şu yazıya rastladım. Bir kaç gün önce olan Sarıyayla baskınını anlatan bir yazıydı. Okumanızı tavsiye ederim. Göz göre göre, oradaki askerlerin şehit olmasına imkan verildiğini anlatıyor. Gelin karakolumuzu basın denmemiş bir tek. Bir de üstüne bu yazı gelince iyice dellendim diyebilirim. Yazılarda herşey anlatılıyor. Paramız yok diye karakolu güçlendiremedik diyen komutanların, 100 milyon dolara vip uçak aldıklarını, Türk halkı rahat uyusun, hava kuvvetlerimiz var diyen komutanların, karakol baskınında hava yağmurluydu bahanesini uydurmasını bir türlü anlayamıyorum ve bu bana çok dokunuyor. Bunlara şerefsizlik denir.

20 yaşındayım, okul dolayısıyla şuan askerde değilim. Ama okulum olmasaydı belki karakoda baskın yiyen askerlerden biri de ben olacaktım. Bir an için kendimi onların yerine koydum. Karakolda asker olduğumu, ve bu karakolun baskın yiyebileceği istihbaratını aldığımızı ama buna rağmen gerekli ekipmanlarımızın, imkanlarımızın olmadığını düşündüm. Sonra baskın yediğimizi, arkadaşlarımın şehit olduğunu düşünüyorum. Sabaha kadar tek bir yardımın bile gelmediğini düşünüyorum. İsyan edesim geliyor. Bunun sebi olan herkese küfredesim, bela okuyasım geliyor. Bağırmak, o sorumluları tek tek bulup hesap sormak istiyorum. İçimdeki bütün nefreti üzerlerine kusmak istiyorum. HAİNLER demek istiyorum.

Yıllardır bu ülkede terörle mücadele yöntemlerinin yanlış olduğu, 3 kurşun atan askerlerin çatışmaya gönderildiği, karakolların güvensiz olduğu... konuşuluyor. Hiç mi birini dikkate almadınız lan. Hiç mi Allah korkusu yok sizde? Bir gün o çocukların hesapları sorulmaz mı sizden?

İlk yazıda askerin şu sözü dikkatimi çekti "İşte ben de onu soruyorum. Baksanıza ambulans gidebilmiş. Sizce neden araç çıkarmamışlar? Kesinlikle ihmal var... Ama komutanlar tanrı yani, sorgulayamayız ki." Onlar da elbet birgün sorgulanacak. Onların da hesapları kesilecek, fişleri önlerine koyulacak. Bugün belki 70 milyon insan o ihmali olanlara hesap soramıyor ama o gün geldiğinde her biri hesap soranın karşısında tir tir titrecekler. 

Hırsımı, sinirimi, nefretimi biraz olsun düşüren birşey varsa o da, bu adamlardan bu dünyada olmasa da ahirette hesap sorulacağı. Ordaki hesap burdaki hesaplar gibi de olmayak. O komutanların herbirinin üstünde tüm milletin hakkı var. O hakkın altında ezilecekler.

Çok dokundu bana. Duygularımı doğru düzgün yazamadım bile nefretimden. Kendime de nefret besliyorum. Biz nasıl daha zevkle, rahatla, parayla, neşeyle... yaşarız derken, bizim yaşımızdaki insanlar, bazılarının bilerek yaptıkları ihmaller yüzünden can veriyor. Adil değil bu!

26 Nisan 2010 Pazartesi

En az 3 çocuk :)

Dün amcam geldi bize. Kendisi İzmit'te oturuyor, babannemi ziyarete gelmiş. Amcam tabiri caizse çok kaynak adamdır. Gençle genç olur, çocukla çocuk olur. Ama en önemli özelliği sıkması :) Anlattıklarını öyle büyüterek anlatır ki, kendinizi tutamaz gülersiniz. Hani bi Ziyaaaaa vardır :) Yeğenlerine aslan avını felan anlatırken abisi "atma ziyaaaa" der :) Amcam da bize anlatırken babamın bunu dediğini duyar gibi olurum :) Ama biz öyle anlatmasını severiz amcamın. Anlattıklarını en az 1/3 ile çarpıp öyle inanırız :) Dün konuşurken bişey dedi. Ben küçükken sizin gibi olmaya özenirdim dedi. Benim ne hala oğlu var ne amca oğlu ;bir kardeşim vardı (babam) başka da kimse yoktu. Mahallede kavga ettiğimiz zaman adamlar sülalesini toplardı, biz iki kişiydik, tabi dayak yerdik dedi :) Büyük ailelere hep özenmiş. O böyle diyince düşündüm de haklıydı aslında.

Benim 4 halam 1 de amcam var. Ben çocukken 1 halam hariç hepimiz aynı şehirdeydik ve evlerimiz de yakındı. O yüzden hep gider gelirdik biribirimize. Çocukluğumda hala, amca oğullarından başka arkadaşa pek ihtiyacım olmadı diyebilirim. Hep onlarla oynardık, kavgaya da onlarla giderdik (her ne kadar kaçsalar da) :) Amcam gibi öyle akrabasızlık çekmedik yani. Anne tarafım ise tamamen bir mahalle biribirine akraba olduğu için orda hiç mi hiç eksiklik hissetmedik. En çok anne tarafını sevmemizin sebebi de oydu heralde. Hem seyrek gitmemiz hem de orda hiçbir zaman arkadaşlsız kalmamamızdı. Hala daha insan akraba yaşıtlarını düşündükçe arkasına sağlam bi yastık konumuş gibi hissediyor. İçini bi gurur kaplıyor sanki. Biz büyük aileyiz be diyor :)

Şimdi başlığa gelelim :) Babamlar 6 kardeşmiş. Babannem çok zorluk çekmiş ama şimdi meyvesini topluyor. Babamın 2 ya da tek kardeş olduğunu düşündüm de, çocukluğumuz çok eksik geçerdi heralde.  Pek tekin olmayan mahallemizde sokağa çıkamadığımız için, evin bahçesinde de oynayacak kimseyi bulamazdık. Amca, hala, teyze, dayı çocukları her zaman için en iyi arkadaşlar olabilir. O yüzden siz başbakanı dinleyin, torunlarınızın yalnız kalmaması için en az 3 çocuk :P :D

21 Nisan 2010 Çarşamba

Kemal abiden mim gelmiş, gendi gelsin... :)

Pek muhterem Kemal bey abimiz bizi mimlemiş. Bi de sonunda mırın kırın etmeyin demiş. Delikanlı adam mırın kırın etmez. Neyse bu kadar boş laftan sonra soruyu cevaplıyalım. Sanal alemdeki  en çok sevdiğiniz 5 arkadaşınızı yazın demiş. Aşağıda bu 5 kişiyi görebilmektesiniz.

1-) ismi lazım değil:) diye bi ablamız var onla başlıyalım :) Kendisi ile FF'de tanıştık sonra msn muhabbeti felan derken abla kardeş olduk. Çoğu sırrımı bilir :) Bi açıklarsa var ya yandık :D Ama yapmaz o bilirim. Daha bir kere olsun şaka yoluyla bile açıklarım demedi. Bir kere olsun ne kalp kırdı, ne de kalbi kırıldı. Allah yolunu her daim açık etsin.

2-) İkinci sırada Oğuz abi var. Onunla da FF'de tanıştık. Bir projesi vardı yeni yayınlamıştı, benim de hoşuma gitti. Hem işime yaradı hem de destek vermiş oldum. Sonrası yine msn muhabbeti, Ankara'da buluştuk. Epey bi sohbet ettik. Hayatıma yön verirken fikirlerini aldığım insanlardan birisidir. İnşallah hep böyle devam ederiz.

3-) Betül diye bi kardeşim var bir de. Onu da FF'de tanıdım. Bizim bi msn grubu vardı adı "örgüt"dü lideri de Bidost'du (o örgütü artık siz düşünün) :) Orda tanıştık kendisi ile. Örgüte almak için mülakatını ben yapmıştım :P Zar zor geçmişti :P Şaka bir yana, bir erkek kardeşim vardı şimdi de bacım oldu. Rabbim ona da bol bol sabırlar versin. Çok güzel şeyler bekliyor olacak onu.

4-) Eh ayıp olmasın diye bu mim'in sahibi Kemal abiyi de analım :) Rahmetle anıyormuş gibi oldu bu ama neyse :) Kemal abiyle de FF'de tanıştık heralde. O daha önceden benim eski blogumu takip ediyormuş. Sonra FF'de muhabbete başladık. Aslında çok da muahabbetimiz yok diğerleri gibi ama niyese karşılıklı bi kan kaynaması var :) Kendisi de demiş İzmir'de beni görmeye gelmedi. Artık konuşmuyorum onla da. Bu mim de son muhabbetimiz olsun :P

5-) Geldik en zevkli kısma :D Bidost'u en sona bıraktım çatlasın patlasın diye :) Gerçi o şimdi kendi kendine "solistler en sona çıkar" diyecektir ama hiç kendisini kandırmasın :P Onla da FF'de tanıştık. Bu o zamanlar acayip ünlüydü FF'de. Herkes ona abone olurdu ama o kimseye olmazdı. Gören de Bill Gates zannederdi. Feedleri hep 100+ yorum alırdı :) Sonra ben abone oldum, Sonra o oldu bana bi dm attı "mafyamısın sen " diye. Öyle sardık muhabbete. Kemal abinin de dediği gibi delikanlı abladır. Bir baaayan olarak sadece bidoya LAN diye seslenirim, o derece delikanlı yani :) Severiz kendisini vesselam :)

6-) Ben ekstradan altıncı madde koyuyorum buraya ve bu sefer bir kişiyi değil, bir derneğin ekibini anlatmak istiyorum. Düşün Taşın Derneği'nin ekibi ile de FF'den tanıştık Çoktandır takip ediyordum kendilerini, bir gün Betül bizim örgüte gelince onun da Düşün Taşın ekibinden  olduğunu öğrendim. Zaman sonra İstanbul'a gittim ve tanıştım bir çoğu ile. En son da geçtiğimiz pazar günü kitap okuma etkinliğine katıldım. Çok sevdim ben onları. Her zaman içimden, keşke İstanbul'da olsam da ben de onlarla beraber çalışsam derim. 2 sene sonra onlar bu günleri anarken ben aaah keşke ben de olsaydım diyecem ama napalım, nasip kısmet.

Evet mim bu kadar. Farkettiniz mi bilmiyorum ama saydığım herkesi FF'den tanıdım. FF çok şey değiştirdi hayatımda. Birçok güzel insanı tanıdım. Yüz yüze görüştüğümüz kişi sayısı 40'ı geçmiştir heralde. O da benim için bir kapı oldu. İnsanları tanımamda bir vesile oldu. Daha da olacak inşallah. Haydin selametle

Ekleme: Mimi cevapladık da yaymayı unuttuk :)) O zaman ben de Kemal abi hariç burdaki herkesi mimliyorum. Blogu olmayanlar da msnden söylesin napalım :) (Bu durumda sadece bidost mimlenmiş oluyor :) )