15 Mart 2011 Salı

Beni benden aldın çocuk !

Bu resimde beni alıp götüren bir şey var ama bir türlü bulamadım. Çocuğun bakışları, ellerini arkaya atıp durması, üstünki örme kazağı, iyi olmamıştıraşı, en üst düğmesine kadar iliklenmiş gömleği... Yokluk var belli, ama gözlerde bir o kadar da sevinç var. Kimbilir aklında ne var? Çocuk haliyle neye seviniyor?.. Ne için gelmiş o bakkala? Kim bilir kaç gün sonra ilk defa eline harçlık geçmiş? Neleri almak istiyor ama neleri alabiliyor? 

Duruşu hiç de öyle çocuk gibi değil sanki. Kocaman adam oldum der gibi.. Yaşım küçük ama bilsen ne kadar büyüğüm der gibi... Kocaman çocuk...

Yoksulluk.. Ama yoksul olduğunu farketmemek.. "Herşeyimiz var Allah'a şükür, bak bakkala bile gidip bişeyler alabiliyoruz." 3-5 kuruşla mutlu olabilmek, ya da öyle görünmek.. Çocuk olmak, çocuk kadar kanaatkâr olmak..

Nerdeyse ağlatacak bu çocuk beni. Kendi dönemindeki çocuklara göre durumu çok da kötü görünmüyor. Ama bir şeyler var o çocukta ve hâlâ bulamadım ne olduğunu. Benden olan, zihnimin bir yerlerinde duran birşeyler... O çocuk ben miyim, babam mı, dedem mi? Kim o? 

Sen de nerden çıktın çocuk? Zihnimi altüst ettin... Sende bir mesaj saklı çocuk.. O mesajı bulacağım..

2 Mart 2011 Çarşamba

Ben gitmiyorum !

Hani Buz Devri'nde bir sahne vardı: Sular etrafı basacak, herkes bulunduğu yeri terkediyor ama yaşlı bi köstebek "ben gitmem, burası benim vatanım" diye diretiyordu.(sözlerde hata olabilir) Ben de aynen o dede gibi hiç bir yere gitmiyorum. Hiç uğraşamam öyle wordpressmiş, yazıları taşımakmış... Zaten Türkiye'de youtube yasağından sonra dns değiştirmeyen kaç kişi vardır ki? Gerçi Hayal Meyal bilmiyorumuş ama istisnalar kaideyi bozmaz :)) 

Okuyabilen yine okumaya devam eder. Okuyamayanlar zaten kendi bloglarını da kurtaramazlar. DNS değiştirmeyi bilmeyenler de, nasıl olsa bir gün öğrenecekler :) Daha çoook site kapanacak gibi görünüyor.


25 Şubat 2011 Cuma

Önümüzdeki hafta gazetede köşe yazarı olcam !


Efenim, Biizn-i Hüda tarafından bu büyük ödüle layık görülmüşüm. Ne zamandır blogumu okuyor bilmiyorum ama heralde beğenmiş olmalı. Daha önce bir iki mim almıştım ama bu ilk ödülüm oldu. Yazarlık basamaklarını nefes nefese tırmanırken bu ödül benim için iyi gaz oldu :P Ekrem abiyle konuşayım da bana gazeteden bi köşe ayırsın. Artık vakti geldi yani. A.T.A. üstadımdan neyim eksik :P

Şaka bir yana aslında ben pek beğenmiyorum yazdıklarımı ama zaten beğenilsin diye de yazmıyorum. "Güzel gören güzel düşünür" düsturuna dayanarak, blogumu beğenenler için "o sizin güzelliğiniz efenim" diyorum. Şimdi bu ödülü ben de beğendiğim blogculara paslıyım. Ama sakın ha ödülü görüp de benim gibi gazete köşelerine göz dikmeyin. Yer yok arkadaşım doldu !!



http://bidosttt.blogspot.com/ kapattı ama gıyabında gönderiyorum :)



Diğer arkadaşlardan da özür dilemek isterim. Uzun zamandır blog takip edemediğim için açıkçası kimsenin blogundan da zevk alamıyordum. Sahalara geri döndüğümden beri yeni yeni takip etmeye başladım. Söz artık herkesi düzenli olarak takip ediciim :)

19 Şubat 2011 Cumartesi

Farketmek

Daha önce söylemiştim, Tarık Tufan'ın kitaplarını okumaya başladığımı. Çok hoşuma gitti kitaplar ve Tarık Tufan. Tabiri caiz ise yeni bir cevher keşfettim :) Bugün de televizyonda Serdar Tuncel'in programında gördüm Tarık Tufan'ı. İlk defa canlı sohbetini dinledim. Kitaplarındaki bunalım karakterin tam aksine geyik diyebileceğimiz bir tarzı var :) Çok neşeli birisi.

İlginçtir, birini ya da bir şeyi keşfettikten, onun farkına vardıktan, onu biraz tanımaya başladıktan sonra her yerde onunla ilgili şeyler görmeye başlıyorum. Mesela, Tarık Tufan'ı keşfettikten sonra nerdeyse hergün onunla ilgili bir şeyle karşılaştım. Bir arkadaşım, blogunda onun bir konferansına gittiğini yazmış, bugün tv'de o vardı... gibi şeyler. Bu sadece insanlar için değil, bir sürü şey için de böyle oluyor. Mesela, bir kavramı öğrendikten sonra onunla sık sık karşılaşıyorsun. Farkındalık böyle bir şey olsa gerek. Aslında buna bilmek de diyebiliriz. Artık sen o şeyi biliyorsundur. Eskiden bilmediğin için yabancıydı sana ve önemsemiyordun. Ama artık bildiğin, tanıdığın için karşılaştığın zaman farkediyorsun. Hayatının içine o da girmiş demektir bu.

18 Şubat 2011 Cuma

Duygusal mısın?

Evet nolmuş? :P 

Nedendir bilmem ama erkekler duygusal olamaz gibi bir hava var toplumun genelinde. Hele ağlamaya hiç ama hiç hakları yoktur. Ya kızar ya da güler. Başka bir alternatif yok :)) Şaka bir yana, bu duygusallık meselesine kafa yorasım geldi bu gece. Blogumu okuyanlardan, benimle sohbet edenlerden öğrendiğim kadarı ile duygusal biriymişim :) 

Kimisi burca yorar bunu, kimisi aileye, kimisi şuna buna... Yaratılıştan gelen bir duygusallık vardır evet ama bence  duygusallığın büyük kısmı sonrada ediniliyor. Bir nev'i öğreniliyor diyebiliriz. Yani en azından benim için öyle oldu.  Zaman içinde insan, çevresi, okudukları, izledikleri, yaşadıkları ile değişiyor. Ben de duygusallık yönünde bir değişime uğradığımı düşünüyorum.

Benim hizmetten olduğu herkes bilir (bilmeyenler de öğrenmiş oldu). Lise birinci sınıfta iken bir haftasonu yine abilerde kalıyorduk :) Mevlit kandiliydi heralde, eve esnaflar felan gelmişti. Sohbet mohbet derken bi CD taktılar. Nurullah Genc'in yağmur şiirini nasıl yazdığını anlattığı video (bkz: link) Işıklar kapalı, tv ekranına bakıyoruz. Biraz izledikten sonra baktım bizim abi gözlerini siliyor, bi başkası başını eğmiş ağlıyor felan... Lan noluyo dedim kendime. Ne var bunda ağlayacak amma duygusal adamlar bunlar diye düşünüyordum. O gün anlamamıştım niye ağladıklarını. Bizim abi gurbette ya anasını özledi felan gibi saçma şeylere yormuştum :) Yoksa bi insan nasıl ağlar ki... 

Bu olayı hayatımdaki kilometre taşlarından birisi olarak alabilirim aslında. Sonraları ben de abi oldum, ben de ağlamayı öğrendim :) Öyle ki her gece ağladığım olurdu (utanma smileyi) Aslında utanacak bir şey olduğunu da düşünmüyorum. Asıl ağlamayanlar utanmalı durumundan. Efendimizin dediği gibi, "yaşarmayan gözden Allah'a sığınırım" Ağlamayı unutmuşuz(ya da unutturulmuş) meğersem. Tabiri caiz ise kütük olmuşuz. Maneviyatı sadece 5 vakit namaz bir de sonunda "allaam bana ev ver, araba ver, iş ver, para ver" şeklinde yapılan  duadan ibaret sanıyoruz. Bir damla göz yaşı, cehennemin alevlerini söndürebilir... 

Duygusalım evet :) Ara sıra ağlarım evet :) Eskiden daha sık ağlardım ama aktif hizmetten çekilince ağlayacak derdim de kalmadı :( Derdi olan ağlar ama her dert te ağlatmaz adamı. Derdi para olan, mal-mülk olan ağla(ya)maz. Derdi O'nun rızası olan, O'nun sevgisi olan ağlar ancak. O'nun için ağlayan göz cehennem alevlerini görmez...

Neyse efenim ağlamaktan bu kadar bahsettiğim yeter :) Okuyan da bizi sürekli ağlayan biri zannetcek ama nerdeeee :) Asıl konuya gelirsek, duygusal olmak iyi bir şey bence. Duygusallık beraberinde tevazuyu, yumuşak huyu, mütebessimliği de getirir. Karşındaki insana kendini sevdirirsin. Zaten duygusal olduğun için sen de onu seversin. Ohh miss gibi geçinip gidersiniz. Ama bunun tam tersi olduğu durumlar da yok değil. Her iyi hasletin olduğu gibi duygusallığın da sömürüldüğü durumlar olabiliyor. İnsanlar sizi, bazen ciddiye almıyor, bazen anlamıyor, bazen küçük görebiliyor, bazen... bi sürü şey. Bazen kız gibisin bile diyebiliyorlar adama :)) En çok da bu düşündürüyor beni. Harbi harbi öyle mi oluyorum yoksa diye şüphe duymaya başlıyorum :P

Duygusallık konusu böyle bişey işte. Yine içimden gelenleri tam anlatamadığım bir yazı oldu :) Yine Akif'in dedi gibi "dili bağlı kalbimin". Sayfalarca yazabilecek şeyler geçiyor aklımdan ama buraya yazamıyorum. Neyse efenim bir sonraki yazıda ise Tevazu konusunu ele almak istiyorum. O konuda da epey bi sıkıntı var yani :)