5 Ekim 2011 Çarşamba

2 Ay Sonra


Yeniden blog yazma yetisine/alışkınlığına/isteğine kavuştum galiba :) 2 ay olmuş yazmayalı,  ne yaptın diye sormayın hiç hatırlamıyorum. Bir ara İstanbul'da staj yaptım o kadar. En son hatırladığım şey ise 2 gün önce bizim sınıfın ilk düğününe gitmiş olmam. Ben mi? Uzatmalara girdim okulda. 2 sene daha okuldaymışım gibi görünüyor. Bu arada işe başladım, yarı zamanlı yazılımcıyım artık.

Kış geldi, eve sobayı kurduk. Özlemişim sobanın sıcaklığını. İlk yaktığımız akşam sanki evi değil de ruhumu ısıttı mübarek. Seneye büyük ihtimalle sobasız bir evde oluruz, özlerim kendisini. Son senemizi mutlu geçirelim istiyorum sobamızla. Gerçi babannem, kombili ev de olsa ben sobadan tarafım, soba yakarım(?) diyor ama bakacaz artık. Geçmişteki her "zorluk" gibi sobayı da özleyeceğimden eminim..

2 Ağustos 2011 Salı

Kaçış

"Zamanın akışını yavaşlatmak ister gibi sürekli geçmişi hatırlamaya çalışıyoruz. Ve sanki zamanın akışını hızlandırabilecekmişiz gibi, gözümüzü dikmiş, geleceğe bakıyoruz. Bize verilmeyen zamanlarda dolanıp duruyoruz habire ve bize verilen tek zamanı, şimdiyi, hiç düşünmüyoruz. Geçmiş ve geleceğin hayallerine kapılarak, şimdiki zamandan kaçıyoruz. Neden? Çünkü, şimdiki zaman bizim için çok sancılıdır. Şimdi’yi gözümüzün önünden uzak tutarız, çünkü bizi rahatsız eder. Ancak gerçek anlamda lezzetler içinde olduğumuzda zamanın akıp gitmesine üzülüyoruz. Geleceğe dair neşeli umutlar besleyerek, hiç kullanma imkânımız olmayan ve erişip erişmeyeceğimiz de şüpheli bir dönemde yapacaklarımızı planlayarak, şimdiki sancılarımızı azaltmaya çalışıyoruz... Geçmiş ve şimdiki zaman elimizde birer oyalanma vesilesi, gelecek ise tek başına sonumuzdur. İşte bu yüzden, hiçbir zaman gerçek anlamda yaşamayız, fakat yaşamayı umut ederiz. Hiçbir zaman da gerçek anlamda mutlu olmayız, fakat sürekli nasıl mutlu olacağımızı planlarız."
Pascal

26 Temmuz 2011 Salı

Derdi dünya olanın...

Daha önce yazmış mıydım hatırlamıyorum. Bir insanın derdi Allah rızası değilse o insana dünyalık bir sürü dert veriliyor. Bakın şöyle etrafınıza ve kendinize.. İnsanların ne dertleri var? Kimlerin derdi rıza, kimlerin derdi dünya? Derdi rıza olanlar ne kadar da mutlu değil mi? Öyle bir dert ki insanı mutlu ediyor.. Ağlıyorsun, ağladım diye mutlu oluyorsun.. Sıkıntı çekiyorsun, ohh ne tatlı sıkıntı diyor, şükrediyorsun..

Derdin dünyalık şeyler ise misli ile dertleniyorsun. Üstelik dertlendiğin hiçbir şeye ulaşamıyorsun da. Dertlerinin altında ezildikçe eziliyorsun, girdabın dibine doğru hızla yol alıyorsun. Hiçbir şey istediğin gibi olmuyor, her şey allak bullak, düzenin altüst..

Eskiden rızayı gözeterek yaşardım. Sonra dünyevi hayaller kapladı etrafımı. Güzel bir iş, güzel bir hayat, araba, ev, gezmeler, zevkler... Daha fazlası için daha fazla çalışmam gerek diye düşünmüştüm. Halbuki önce azına kanaat getirmek gerekirdi. Azı bile yokken fazlasına göz diktim. Şimdi ise azını bile aramaya başladım. Aslında sadece kendim için istememiştim bi kısmını. Ailem de biraz rahat etsin diye düşünmüştüm ama şimdi onları da sıkıntıya soktum. Okulumu en az 2 sene uzattım. İçinde bulunduğum cemaatten uzaklaştım. Hepten de düşmedim ama eskiye nazaran düştüm.. Bir sürü aptallık yaptım. Bir imkan olsa da tüm geçmişim silinse, hiçbirini hatırlamasam ve birkaç sene öncesine geri dönebilsem.. Derdim rızayken karışıma çıkmış olan engelleri aşabilmiş olsaydım keşke.. Şeytanın sağdan yaklaşmalarına kulak asmasaydım keşke... Keşke demek bir müslümana yakışmıyor değil mi?

Şimdi yeniden rızayı gözetmeye niyet ettim. Nerden başlayacağımı bilemiyorum. Üstelik artık bazı sorumluluklarım da var. Benden birşeyler bekleyen insanlar var. Hem onların beklentisini karşılayıp hem de yeni bir düzen tutturmam çok zor olacak. Rızaya giden yollardan en uygun olanını seçmem gerekiyor. 2 sene önceki konumuma geri dönemem belki ama ona yaklaşabilmem gerek. Önümüzdeki 2 sene çok sıkıntılı olacak gibi. Hem maddi hem de manevi olarak sıkılacağım. Rabbim dilerse sıkıntılar bir bir çözülür. O yüzden çok dua ediniz bana..

22 Temmuz 2011 Cuma

Son 10 Gün

Evet evet Ramazan'a tam 10 gün var ;) Ramazan yaklaştıkça her gün dinlemeye başlıyorum :)

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Aylık niyetine

İstanbula geleli tam 1 ay oldu. 1 ay sonra farkettim ki aradığım şey İstanbul'da da değil. O'nu bulana kadar devam ;)

Bir şeyin en tatlı hali, özlenmiş haliymiş. Ankara'dayken İstanbul'u özlemek çok tatlıydı. İstanbul'dayken Ankara'yı özlemek tatlı oldu :)

İş hayatı insanı çok yıpratıyormuş. Ev-iş arası gidip geliyorsun. Kendine vakit ayıramıyor insan. Şöyle oturup da bilgisayardan en güzel müzikleri açıp derinlere dalamıyor. Dalsa dalsa uykuya dalıyor :)

Bazen dağlara kaçası geliyor insanın. Etrafındaki herkes yabancılaşıyor, anlamsızlaşıyor. Kimseyi eskisi kadar sevemiyorsun, herkes yapmacık geliyor. Kimsenin olmadığı bir yere kaçıp, orda O'nunla başbaşa kalmak istiyor. Bir gün kaybolursam bilin ki dağlara felan kaçmışımdır :)

Bunca zaman boşa uğraşmışım diyorum bazen. Benimle aynı sene okula başlayan arkadaşlarım mezun oldular. Bir çoğu da sıfır bilgisi olmasına rağmen işe yerleşti en düşüğü 2000 lira maaş alıyor. Ulan madem bu kadar rahattı işe girmek ben ne diye yırtındım diyorum :) Hoş ben zevk aldığım için uğraştım ama olsun yine de koyuyor insana :)

Erkan Oğur - Eksiklik kendi özümde 10 numara. Bu satırları onunla yazıyorum ;)

Gurbet de bazen tatlı oluyormuş. Kimsesiz olmadığını, kimsesizlerin kimsesinin var olduğunu daha net hissediyorsun.

Bu aralar çok sık mutlu aileler görmeye başladım. Ailemi özlemiş olabilirim :) Annesine/babasına sarılıp kendini huzura bırakan çocukları görünce içim ısınıyor. Hele bir de anne/baba da çocuğa sarılıp gözleri ötelere dalmışsa ben daha bir zevk alıyorum onları izlemekten :)

Şimdilik bunlar geldi içimden. Yarın iş var, yatmak gerek :) Ah bu kapitalist dünya ahh  beni de köle etti :)