5 Haziran 2012 Salı
7 Aralık 2011 Çarşamba
Bugün birkaç sayfa meal okuduktan sorna düşündüm de, öleceğiz.. Hem sadece biz değil, kıyametle dünya da ölecek. Üstüne binalar kurduğumuz, teknolojiler geliştirdiğimiz, daha hızlı ve rahat yaşamak için arge yaptığımız herşey bir anda yok olacak.. Yapmaya başladığım internet projesinin hiç bi anlamı kalmayacak. Ben öldükten sonra birileri devam ettirse bile eninde sonunda bir son bulacak. Facebook'un en fazla kıyamete kadar ömrü var..
Kendimi bildiğimden beri zenginlik görmedim. Ben yokken de hem annem hem babam alt gelir grubundanmış zaten. Bir gün üste çıkarız diye umut ederken, daha da düşmediğimiz için şükrettik. Umutlar şimdi benim üzerimde yoğunlaştı. Bir gün Yusuf mezun olur ya da projesi tutarsa annemin bulaşık makinesi, babamın da ford transit'i olacak mesela :) 55 yaşına geldi babam artık transit'ten vazgeçti.. 55 yıldır dünya adına kurduğu hayallerinin(ama hep şükretti) neredeyse çoğu ortada kaldı. Şimdi hayalleri çok daha farklı, ihtiyarlık görünmeye başladı. Aynı şeyler dedem için de oldu eminim. Gençken kurduğu hayallerin bir çoğu olmadı.
Ömür dediğin ortalama 60 sene. Sorsan babama 55 yıldan ne anladın, göz kırpma süresi kadardı der. Bu kadar kısa ömür, sonlu bir dünya, ama biz sürekli hayaller kurup onların peşinde durmadan koşuyoruz... Anlamsız değil mi sizce?
Önümüzdeki yıllarda o üst gelir grubuna çıkma gibi bir ihtimal var. Mesela bu sene oturduğumuz evden taşınmayı düşünüyoruz. Sebeplerin en büyü evin babam kadar yaşlı olması ve yıkılacak duruma gelmiş olması. Ama biz bu evde çıkınca bir üst düzeye atlamış olacağız. Bi kere kombili bir evde oturcaz artık. Soba yakma zahmeti(?) olmayacak, odalarının bi çoğu sıcak olacak, banyo sobası diye birşey olmayacak vs vs.. Sanki burdan gidince kazanmak yerine kaybedecekmişiz gibi geliyor bana. Sanki burdan gidince, sadeliği, az ile yetinmeyi, şükretmeyi kaybedecek gibiyiz. Burdan gitmeyi en çok isteyenlerden biri de benim aslında ama en çok özleyeceklerden biri de benim heralde. Ne de olsa çocukluğum burda geçti. Sabahları güneşin doğuşuyla evin aydınlanmasını özliyecek gibiyim.. Acaba annem de özler mi, salonda leğende çocuk yıkadığı günleri?
İnsan nedense çektiği sıkıntılar biterken, sıkıntılarını özleyeceğini düşünüyor. Netekim özlüyor da.. Çekerken bitse de kurtulsak dediği günler, bitmeye başlarken "hey gidi günler" oluveriyor.. Böyle bir dengesiz varlığız işte. Ne istediğini bilmeyen ama istekleri de hiç bitmeyen, neyle mutlu olacağını bilmediği halde mutlu olmak için hayaller kuran, mutlu olsa da geçici olacağını bilen..
Bazen diyorum ki, boşver dünyayı vakfet kendini. Hizmet et, yalnız(bir tek rabbinle) kal. Dünya'dan uzaklaş, isteklerinden arın, hiç bir şeye sahip olma. Ama o da olmuyor, işin tefrit kısmına giriyor. Zaten bunu yapamayacağımmı da biliyorum ama içimde bazen bu hayata dair güçlü bir istek oluşuyor. (çabuk kayboluyor)
Sahip olduğumuz her şey geçici, boş, anlamsız.. Galiba ilerleyen yıllarda sadeliği, azlığı, hatta yokluğu bile özleyeceğim.. Sahip olmak istediğim şeyler, olsanız bi türlüü olmasanız bi türlü...
http://yakupbugra.tumblr.com/post/10571091093/bahar-cicekleri-sarsa-her-yan-benim-icimde-bir
21 Ekim 2011 Cuma
---------
Bazı insanlarla yaşadığınız şeyleri asla silemiyorsunuz içinizden. Sildim deseniz de, defterleri kapatıp rafa kaldısanız da yalan oluyor. Bir de bakıyorsunuz farkında olmadan defter önünüzde yeniden açılıyor. Sonra yine rafa kaldırıyorsunuz, sonra yine açılıyor. Çözümü yok heralde bunun.
18 Ekim 2011 Salı
Herkes sonbaharın geldiğiyle ilgili yazılar yazıyordu. En çok da Cahit Zarifoğlu'nun "Bir ölüm vefalı bir de sonbahar" sözünü paylaşıyordu insanlar. Aynı sözü onlarca defa görmekten gına gelmişti :) Bugün ilk defa ben de hissettim sonbaharı. Çok sert bi rüzgâr vardı dışarda. Yerler neredeyse yapraktan görünmüyordu. Dilime birden Kaf Dağının Ardında şarkısı dolandı. Mırıldana mırıldana yürüdüm sokakta. Eve gelince ise yansımalar listesi ile devam ettirdim.
Sobayı yaktıktan sonra camın kenarında loş ışıkta kitap okumak ise başka güzeldi.
Yalnızlık da bazen tatlı oluyor.
Velhasılı Ankara'da sonbahar başladı benim için.
Ek: Bu akşam ilk ayvayı da yedim :)
5 Ekim 2011 Çarşamba
2 Ay Sonra
Yeniden blog yazma yetisine/alışkınlığına/isteğine kavuştum galiba :) 2 ay olmuş yazmayalı, ne yaptın diye sormayın hiç hatırlamıyorum. Bir ara İstanbul'da staj yaptım o kadar. En son hatırladığım şey ise 2 gün önce bizim sınıfın ilk düğününe gitmiş olmam. Ben mi? Uzatmalara girdim okulda. 2 sene daha okuldaymışım gibi görünüyor. Bu arada işe başladım, yarı zamanlı yazılımcıyım artık.
Kış geldi, eve sobayı kurduk. Özlemişim sobanın sıcaklığını. İlk yaktığımız akşam sanki evi değil de ruhumu ısıttı mübarek. Seneye büyük ihtimalle sobasız bir evde oluruz, özlerim kendisini. Son senemizi mutlu geçirelim istiyorum sobamızla. Gerçi babannem, kombili ev de olsa ben sobadan tarafım, soba yakarım(?) diyor ama bakacaz artık. Geçmişteki her "zorluk" gibi sobayı da özleyeceğimden eminim..
2 Ağustos 2011 Salı
Kaçış
"Zamanın akışını yavaşlatmak ister gibi sürekli geçmişi hatırlamaya çalışıyoruz. Ve sanki zamanın akışını hızlandırabilecekmişiz gibi, gözümüzü dikmiş, geleceğe bakıyoruz. Bize verilmeyen zamanlarda dolanıp duruyoruz habire ve bize verilen tek zamanı, şimdiyi, hiç düşünmüyoruz. Geçmiş ve geleceğin hayallerine kapılarak, şimdiki zamandan kaçıyoruz. Neden? Çünkü, şimdiki zaman bizim için çok sancılıdır. Şimdi’yi gözümüzün önünden uzak tutarız, çünkü bizi rahatsız eder. Ancak gerçek anlamda lezzetler içinde olduğumuzda zamanın akıp gitmesine üzülüyoruz. Geleceğe dair neşeli umutlar besleyerek, hiç kullanma imkânımız olmayan ve erişip erişmeyeceğimiz de şüpheli bir dönemde yapacaklarımızı planlayarak, şimdiki sancılarımızı azaltmaya çalışıyoruz... Geçmiş ve şimdiki zaman elimizde birer oyalanma vesilesi, gelecek ise tek başına sonumuzdur. İşte bu yüzden, hiçbir zaman gerçek anlamda yaşamayız, fakat yaşamayı umut ederiz. Hiçbir zaman da gerçek anlamda mutlu olmayız, fakat sürekli nasıl mutlu olacağımızı planlarız."
Pascal
Pascal
26 Temmuz 2011 Salı
Derdi dünya olanın...
Daha önce yazmış mıydım hatırlamıyorum. Bir insanın derdi Allah rızası değilse o insana dünyalık bir sürü dert veriliyor. Bakın şöyle etrafınıza ve kendinize.. İnsanların ne dertleri var? Kimlerin derdi rıza, kimlerin derdi dünya? Derdi rıza olanlar ne kadar da mutlu değil mi? Öyle bir dert ki insanı mutlu ediyor.. Ağlıyorsun, ağladım diye mutlu oluyorsun.. Sıkıntı çekiyorsun, ohh ne tatlı sıkıntı diyor, şükrediyorsun..
Derdin dünyalık şeyler ise misli ile dertleniyorsun. Üstelik dertlendiğin hiçbir şeye ulaşamıyorsun da. Dertlerinin altında ezildikçe eziliyorsun, girdabın dibine doğru hızla yol alıyorsun. Hiçbir şey istediğin gibi olmuyor, her şey allak bullak, düzenin altüst..
Eskiden rızayı gözeterek yaşardım. Sonra dünyevi hayaller kapladı etrafımı. Güzel bir iş, güzel bir hayat, araba, ev, gezmeler, zevkler... Daha fazlası için daha fazla çalışmam gerek diye düşünmüştüm. Halbuki önce azına kanaat getirmek gerekirdi. Azı bile yokken fazlasına göz diktim. Şimdi ise azını bile aramaya başladım. Aslında sadece kendim için istememiştim bi kısmını. Ailem de biraz rahat etsin diye düşünmüştüm ama şimdi onları da sıkıntıya soktum. Okulumu en az 2 sene uzattım. İçinde bulunduğum cemaatten uzaklaştım. Hepten de düşmedim ama eskiye nazaran düştüm.. Bir sürü aptallık yaptım. Bir imkan olsa da tüm geçmişim silinse, hiçbirini hatırlamasam ve birkaç sene öncesine geri dönebilsem.. Derdim rızayken karışıma çıkmış olan engelleri aşabilmiş olsaydım keşke.. Şeytanın sağdan yaklaşmalarına kulak asmasaydım keşke... Keşke demek bir müslümana yakışmıyor değil mi?
Şimdi yeniden rızayı gözetmeye niyet ettim. Nerden başlayacağımı bilemiyorum. Üstelik artık bazı sorumluluklarım da var. Benden birşeyler bekleyen insanlar var. Hem onların beklentisini karşılayıp hem de yeni bir düzen tutturmam çok zor olacak. Rızaya giden yollardan en uygun olanını seçmem gerekiyor. 2 sene önceki konumuma geri dönemem belki ama ona yaklaşabilmem gerek. Önümüzdeki 2 sene çok sıkıntılı olacak gibi. Hem maddi hem de manevi olarak sıkılacağım. Rabbim dilerse sıkıntılar bir bir çözülür. O yüzden çok dua ediniz bana..
22 Temmuz 2011 Cuma
Son 10 Gün
Evet evet Ramazan'a tam 10 gün var ;) Ramazan yaklaştıkça her gün dinlemeye başlıyorum :)
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Aylık niyetine
İstanbula geleli tam 1 ay oldu. 1 ay sonra farkettim ki aradığım şey İstanbul'da da değil. O'nu bulana kadar devam ;)
Bir şeyin en tatlı hali, özlenmiş haliymiş. Ankara'dayken İstanbul'u özlemek çok tatlıydı. İstanbul'dayken Ankara'yı özlemek tatlı oldu :)
İş hayatı insanı çok yıpratıyormuş. Ev-iş arası gidip geliyorsun. Kendine vakit ayıramıyor insan. Şöyle oturup da bilgisayardan en güzel müzikleri açıp derinlere dalamıyor. Dalsa dalsa uykuya dalıyor :)
Bazen dağlara kaçası geliyor insanın. Etrafındaki herkes yabancılaşıyor, anlamsızlaşıyor. Kimseyi eskisi kadar sevemiyorsun, herkes yapmacık geliyor. Kimsenin olmadığı bir yere kaçıp, orda O'nunla başbaşa kalmak istiyor. Bir gün kaybolursam bilin ki dağlara felan kaçmışımdır :)
Bunca zaman boşa uğraşmışım diyorum bazen. Benimle aynı sene okula başlayan arkadaşlarım mezun oldular. Bir çoğu da sıfır bilgisi olmasına rağmen işe yerleşti en düşüğü 2000 lira maaş alıyor. Ulan madem bu kadar rahattı işe girmek ben ne diye yırtındım diyorum :) Hoş ben zevk aldığım için uğraştım ama olsun yine de koyuyor insana :)
Erkan Oğur - Eksiklik kendi özümde 10 numara. Bu satırları onunla yazıyorum ;)
Gurbet de bazen tatlı oluyormuş. Kimsesiz olmadığını, kimsesizlerin kimsesinin var olduğunu daha net hissediyorsun.
Bu aralar çok sık mutlu aileler görmeye başladım. Ailemi özlemiş olabilirim :) Annesine/babasına sarılıp kendini huzura bırakan çocukları görünce içim ısınıyor. Hele bir de anne/baba da çocuğa sarılıp gözleri ötelere dalmışsa ben daha bir zevk alıyorum onları izlemekten :)
Şimdilik bunlar geldi içimden. Yarın iş var, yatmak gerek :) Ah bu kapitalist dünya ahh beni de köle etti :)
Bir şeyin en tatlı hali, özlenmiş haliymiş. Ankara'dayken İstanbul'u özlemek çok tatlıydı. İstanbul'dayken Ankara'yı özlemek tatlı oldu :)
İş hayatı insanı çok yıpratıyormuş. Ev-iş arası gidip geliyorsun. Kendine vakit ayıramıyor insan. Şöyle oturup da bilgisayardan en güzel müzikleri açıp derinlere dalamıyor. Dalsa dalsa uykuya dalıyor :)
Bazen dağlara kaçası geliyor insanın. Etrafındaki herkes yabancılaşıyor, anlamsızlaşıyor. Kimseyi eskisi kadar sevemiyorsun, herkes yapmacık geliyor. Kimsenin olmadığı bir yere kaçıp, orda O'nunla başbaşa kalmak istiyor. Bir gün kaybolursam bilin ki dağlara felan kaçmışımdır :)
Bunca zaman boşa uğraşmışım diyorum bazen. Benimle aynı sene okula başlayan arkadaşlarım mezun oldular. Bir çoğu da sıfır bilgisi olmasına rağmen işe yerleşti en düşüğü 2000 lira maaş alıyor. Ulan madem bu kadar rahattı işe girmek ben ne diye yırtındım diyorum :) Hoş ben zevk aldığım için uğraştım ama olsun yine de koyuyor insana :)
Erkan Oğur - Eksiklik kendi özümde 10 numara. Bu satırları onunla yazıyorum ;)
Gurbet de bazen tatlı oluyormuş. Kimsesiz olmadığını, kimsesizlerin kimsesinin var olduğunu daha net hissediyorsun.
Bu aralar çok sık mutlu aileler görmeye başladım. Ailemi özlemiş olabilirim :) Annesine/babasına sarılıp kendini huzura bırakan çocukları görünce içim ısınıyor. Hele bir de anne/baba da çocuğa sarılıp gözleri ötelere dalmışsa ben daha bir zevk alıyorum onları izlemekten :)
Şimdilik bunlar geldi içimden. Yarın iş var, yatmak gerek :) Ah bu kapitalist dünya ahh beni de köle etti :)
20 Haziran 2011 Pazartesi
Hey gidi günler...
Ben büyüdüm siz küçüldünüz. Ben büyüdüğümü sandım siz arkada kaldınız. Benim pizzacının üstümdeki evimin içinde kaldınız. Ara sıra sizi hatırladıkça burnumumun direğini sızlattınız. Ahh!! dedirttiniz. Kekşe dönebilsem dedirttiniz. Ne güzel günlerdi o günler. Para, ünvan, sevilmek, sevmek, büyüklük yoktu o günlerde. Tek bir kazanç vardı, O’nun rızası. Tek bir ünvan vardı, abi. Tek bir sevgi vardı, O'nun sevgisi. Tek bir büyüklük vardı, O’nun büyüklüğü…
Allah biliyor ya ben sizi çok özledim. Allah biliyor ya gözlerimi yaşartıyor.. Başıma gelen herşey sizi unuttuğum için geldi. Başıma gelen herşey hey gidi günlerdeki ben olmaktan çıktığım için geldi. Madem zaman dairevi dönüyor, bir gün yine hey gidi günlere geri döneceğim. Bir gün yine o günleri yaşayacağım. Yeniden gariplik, gurbet başlayacak. Tatlı gurbet, sevimli gariblik..
Tekrar döneceğim size. Tekrar - eğer hâlâ ordaysa - pizzacının üstündeki eve döneceğim. Olmasa bile sizin için ev farkı yok. Eğer hâlâ ismimin üzerine çizgi atılmadıysa, eğer hâlâ yiğitler arasına kabul edilebileceksem eğer hâlâ ağlama hasletimi kaybetmediysem, eğer hâlâ kalbim mühürlenmediyse, eğer hâlâ içimde bir nebze hizmet sevgisi kaldıysa geri döneceğim. Kabul eder misiniz bilmiyorum ama en azından bu kapıda ölmek için çalışacağım. Rabbime hamdolsun ki sizden uzaktayken almadı canımı. Ve şimdi Rabbim de şahit ki size geri dönmek için niyet ediyorum. Dönemeden ölürsem, dönmüş olarak sayılırım. Rabbimden dileğim, sizden uzaktayken almasın camını. Sizi yaşarken, en güzelinizle beraberken alsın canımı. Sizi çok özledim "hey gidi günler" Bu kadar hasret yetmez mi dönmek için?
Allah biliyor ya ben sizi çok özledim. Allah biliyor ya gözlerimi yaşartıyor.. Başıma gelen herşey sizi unuttuğum için geldi. Başıma gelen herşey hey gidi günlerdeki ben olmaktan çıktığım için geldi. Madem zaman dairevi dönüyor, bir gün yine hey gidi günlere geri döneceğim. Bir gün yine o günleri yaşayacağım. Yeniden gariplik, gurbet başlayacak. Tatlı gurbet, sevimli gariblik..
Tekrar döneceğim size. Tekrar - eğer hâlâ ordaysa - pizzacının üstündeki eve döneceğim. Olmasa bile sizin için ev farkı yok. Eğer hâlâ ismimin üzerine çizgi atılmadıysa, eğer hâlâ yiğitler arasına kabul edilebileceksem eğer hâlâ ağlama hasletimi kaybetmediysem, eğer hâlâ kalbim mühürlenmediyse, eğer hâlâ içimde bir nebze hizmet sevgisi kaldıysa geri döneceğim. Kabul eder misiniz bilmiyorum ama en azından bu kapıda ölmek için çalışacağım. Rabbime hamdolsun ki sizden uzaktayken almadı canımı. Ve şimdi Rabbim de şahit ki size geri dönmek için niyet ediyorum. Dönemeden ölürsem, dönmüş olarak sayılırım. Rabbimden dileğim, sizden uzaktayken almasın camını. Sizi yaşarken, en güzelinizle beraberken alsın canımı. Sizi çok özledim "hey gidi günler" Bu kadar hasret yetmez mi dönmek için?
19 Haziran 2011 Pazar
İstanbul yeniden
Yaz geldi, dönem bitti, arkadaşlarımı mezun ettim :) Okulu 2 sene uzatmanın verdiği sıkıntıyla mezuniyet töreninin çok güzel geçtiğini söyleyemem. Arkadaşlar arasında işi geyiğe çevirmiş olsak da insan biraz üzülüyor. Beraber başladığımız arkadaşların yarısı bitirdi okulu. Kalan yarısı da benim gibi uzattı :)
10 gün kadar Ankara'da serbest takıldıktan sonra en sonunda İstanbul'dayım ;) Bir iş buldum kendime. Hem kendimi geliştirmek hem de okulun uzamış olmasını telafi etmek için iyi olacak bu iş. İlk 2 ay kadar sadece yol+yemek ile yetincem ama sonrasında rahat olacak inşallah ;)
Tatil sonuna kadar İstanbul'da olacağım nasipse. Kardeşimin de ataması (yeni polis) İstanbul'a çıktı. 15 gün sonra o da gelecek. Bir şekilde ben de okulumu buraya kaydırabilirsem ailecek taşınmayı düşünmüyor değiliz. Bakalım ne olacak...
3 ay boyunca burada olacağıma göre tanışmak isteyenlerle tanışabilirim :) Bunu da belirtmiş olayım dedim. Şimdilik selametle kalınız. Artık daha sık uğrarım buraya. Malum yalnız olunca inasn yazacak çok şeyi oluyor, daha çok düşünüyor, daha çok hissediyor ;)
22 Mayıs 2011 Pazar
Tumblr icat oldu blogger unutuldu
Bu aralar tumblr'a sardım. Kısa yazılar, resimler, müzikler, videolar paylaşmak için birebir. Blogda kısa şey yazmak istemiyorum. Uzun yazılar da öyle her zaman gelmiyor. Blogda yazı yazmak için bişeyler yaşamam lazım. Aklıma bişey takılmalı, bişeyi kendime dert edinmeli, bişeyin bana yazdırması lazım özetle. O da bu aralar olmuyor malesef. Tam bir atalet dönemine girdim. Boşlukta dolanıyorum sanki. Hedefsiz, amaçsız, günübirlik... Ne olacağım belli değil, ne olduğum gayet açık... Nereye gidiyorum? An geliyor; tamam bu sefer belli, hadi bismillah diyorum. An geliyor, boş teneke gibi bir hâl alıyorum. Kafam boş, kalbim boş, ruhum boş... Hiçbir şey etkilemiyor beni o anlarda. Bitkisel hayat sanki. Sonu hayrolsun inşallah. Tumblr profilim mi? Ama kimseye söylemeyin bak: yakupbugra.tumblr.com
1 Mayıs 2011 Pazar
Sobanızı yakmakta güçlük mü çekiyorsunuz? :)
Eskiden biz de böyle videolar çekerdik ama kayboldu. Bu sobayı yakmaya çalışan kişi benim liseden arkadaşım. Sobalı hizmet evlerinde kalmış garibim. Ben hep kombili evde kaldım :) Arkafondaki ilahi felan çok acıklı :) Özledim bea
Uyumak istiyorum
Uyumak istiyorum günlerce, aylarca, yıllarca... Sonra uyandığımda yep yeni bir hafızam olsun istiyorum. Bu sefer kalbim de bu kadar çok sevmesin herkesi. Arkadaşın ötesine çıkmasın insanlar. Çok yoruldum ben. Uyumak istiyorum.. Üşüyorum.. Kalın yorganım nerdeydi?
28 Nisan 2011 Perşembe
fatal exception
o, sen, şu, bu... şubuo vardı eskiden türkselde
sonsuzun integrali = bülent ortaçgilmiş
derin olan kuyu değil, kısa olan ipmiş dedi birisi. boyumu uzun sanırdım meğer kısaymış. yeni mi anladım yooo..
imsak girmiş. ramazan ne zaman geliyordu sahi?
kafa göz dalcaz birisiyle beraber birisine. kıl olduk. nerde oturuyordu o?
aha hoca Allahüekber dedi. 1 bardak daha su içseydik iyiydi. neyse niyet ettim insan olmaya.
mavi ekran verdik. kapıları bi açıp kapatsak düzelir mi?
3 senedir bu dersin sınav arefesinde illa bişey oluyor. hadi bi reset atalım yarın sınava rahat girelim.
güzelmiş böyle saydırmak.
güzelmiş böyle saydırmak.
23 Nisan 2011 Cumartesi
23 Nisan Marşı ! :)
Bugün bir değişiklik olsun diye eski okuluma gittim 23 Nisan törenlerine. Çektiğim fotoğraflardan bazılarını buraya koymak istedim. Anasınıfının mehter takımı günün en güzel oyunuydu
... gelsin bu meydâne
Yansımalar - nirkiz ilahi ney taksimi http://fizy.com/#s/1ahugt
Semâdan sırr-ı tevhidi, duyan gelsin bu meydâne,
Derûn içre bugün Allah, diyen gelsin bu meydâne.
Salâdır ehl-i irfâne, götürsün cânı kurbâne,
Bugün başını merdâne, koyan gelsin bu meydâne.
Bilenler sırr-ı Settârı, görenler nûr-i Gaffârı,
Cihânda şişe-i ârı, kıran gelsin bu meydâne.
Kamunun hâlıkı birdir, niçin bazısı kâfirdir,
Bu ne hikmet bu ne sırdır, bilen gelsin bu meydâne.
Gönül maksûdunu buldu, cihân envâr ile doldu,
Bugün Nûri imâm oldu, uyan gelsin bu meydâne.
Semâdan sırr-ı tevhidi, duyan gelsin bu meydâne,
Derûn içre bugün Allah, diyen gelsin bu meydâne.
Salâdır ehl-i irfâne, götürsün cânı kurbâne,
Bugün başını merdâne, koyan gelsin bu meydâne.
Bilenler sırr-ı Settârı, görenler nûr-i Gaffârı,
Cihânda şişe-i ârı, kıran gelsin bu meydâne.
Kamunun hâlıkı birdir, niçin bazısı kâfirdir,
Bu ne hikmet bu ne sırdır, bilen gelsin bu meydâne.
Gönül maksûdunu buldu, cihân envâr ile doldu,
Bugün Nûri imâm oldu, uyan gelsin bu meydâne.
2 Nisan 2011 Cumartesi
18 Mart 2011 Cuma
Yeniden İstanbul
Bu haftasonu İstanbul'dayım nasipse. Şansa bak ki yine yağmurluymuş hava. Bu üçüncü oluyor böyle yağmura denk gelmem. Neyse İstanbul'un yağmuru bile başka güzel. İnşallah dönüşte güzel bir projeye başlamış olacam. Gezmek, fotoğraf çekmek, yeni insanlarla tanışmak için de bol vakim olacak.
İstanbullularla İstanbul'da(isterlerse), İstanbullu olmayanlarla bir başka yazıda görüşmek üzere :)
İstanbullularla İstanbul'da(isterlerse), İstanbullu olmayanlarla bir başka yazıda görüşmek üzere :)
17 Mart 2011 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




